RSS Feed

8 Eylül 2011 Perşembe

The Amber Spyglass by Philip Pullman

“You have to promise to believe me,” Lyra said seriously. “I know I haven’t always told the truth, and I could only survive in some places by telling lies and making up stories. So I know that’s what I’ve been like, and I know you know it, but my true story’s too important for me to tell if you’re only going to believe half of it. So I promise to tell the truth, if you promise to believe.” -Lyra "Silvertongue" Belacqua

7 Eylül 2011 Çarşamba

FUCK YOU GRRM WHAT THE HELL IS YOUR MIND

A Storm of Swords (A Song of Ice and Fire, #3)A Storm of Swords by George R.R. Martin

My rating: 5 of 5 stars

OH MY GOD OH MY GOD OH MY GODS OLD AND NEW OH MY R'HOLLOR

View all my reviews

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Ha bu arada...

Koç Psikoloji'ye girdim. %50 burs. İstanbul'a bu hafta değil, bir sonraki hafta Pazartesi döneceğiz. Ayın yedisinde kaydolup ilk sınava gireceğim. Cuma günü ne aldığım çıkacak. Eğer geçmişsem o sınavı Cumartesi günü de TOEFL'a gireceğim. Onun da sonucu birkaç gün sonra gelecek ve akıbetim belli olacak. Just so you should know.

Bir de:

TYRION FOR KING! TYRION FOR KING! Khaleesi de harika falan ama önce biraz deneyimli halini görmemiz lâzım.

29 Temmuz 2011 Cuma

Goodreads Again and Again

Shadows on the MoonShadows on the Moon by Zoë Marriott

My rating: 5 of 5 stars

Many people say the ending is rushed but the pace of the ending is awesome in my opinion.

Read this if you like kimonos and fantasy... or if you have a heart. Just do.



View all my reviews

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Pretty with Effects

Şarkı sözlerine devam. Sarah Jezebel Deva'dan "Pretty with Effects"in sözleri şimdi seçtiğim. Çok basit bir piyano balladı.

Who are you?
'Cause I can feel you
I know you're here

What am I?
Your laughing in my face
I know what's coming
Its churning in your eyes

What is this?
Cos I'm afraid to speak
Its only a bruise
I'll heal, I always do

Knock me down
Its where I belong
I won't make a sound,
No words left in me

22 Temmuz 2011 Cuma

Kitap Arşivi

İki hafta kaçtıktan sonra sonunda kitap arşivimi güncellemeye başladım.

Libba Bray'den Beauty Queens'in sayfa sayısına bakarken son iki kelimeyi gördüm. "...never fail." Gülümsedim. Kim gülümsemez ki?

Edit: Monsters of Men'in de sonunu gördüm. Sarılmak istedim kitaba. Sonra kitabın bir varlık olduğunu hatırlayıp sarıldım.

"Keep calling for me Viola-


Cuz here I come."

Kitap kitap kitap kitap... kitap kitap KİTAP KİTAP... Vol.2

O yazıda bu hafta gelmesini beklediğim kitaplar vardı ya. 11 kitap hani.

Aslında 2 hafta önce gelmişler.

Biz yazlığa ilk geldiğimizde PTT'den bir kağıt bırakılmıştı. Bir "çuval"ımız varmış diye. Bundan iki gün sonra Amazon.com'dan beklediğimiz diğer kargo gelince nedense hepimiz "çuval"ın o olduğunu sandık.

Dün de gelmeyince o 11 kitap endişelendim.

Bugün düşündüm kahvaltıdan sonra. Beynim çalışmaya başlayınca yani.

Ya o "çuval" dedikleri o 11 kitapsa?

Sonuçta o kargonun 2 hafta önce gelen kargodan önce gelmesi gerekiyordu.

Bu şüphemi söyledim.

Annem ve babam da birden benim gibi "aa" oldular.

Neyse, zaten alışveriş yapmak gerekiyordu, PTT kapanmadan uğradılar.

Gelmiş.

Sonunda gelmiş.

İKİ HAFTA ÖNCE GELMİŞ!

WE ARE TALKING ABOUT THE FIRST FOUR BOOKS OF A SONG OF FIRE AND ICE!

FFFFFFFFFUUUUUUUUUUU

19 Temmuz 2011 Salı

Şu Şarkı Sözleri Şeysi (ŞŞŞŞ ya da?)

O şeye yeni bağımlılığımla başlayayım dedim. Klibi de daha yeni çıkmış, Paramore şarkısı "Monster". Klip de güzel yani, Hayley suda çok hoş görünüyor. O renk saçlar istiyorum.

Neyse, güzel bulduğum sözlerini veriyorum. (Ki aslında bridge kısmı dışında hepsi.)

You were my conscience
so solid now you're like water
We started drowning
not like we'd sink any further
But I let my heart go
it's somewhere down at the bottom
But I'll get a new one.
come back for the hope that you've stolen

I'm only human
I've got a skeleton in me
But I'm not the villain
despite what you're always preaching
Call me a traitor
I'm just collecting your victims
They're getting stronger,
I hear them calling

I'll stop the whole world
I'll stop the whole world
from turning into a monster, and eating us alive
Don't you ever wonder how we'd survive?
But now that you're gone the world is ours

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Evanescence

EvanescenceTurkey için makale/röportaj/vs çevire çevire tekrar Evanescence hayranı oldum ve yeni single'ları What You Want'ı heyecanla bekliyorum. Böyle şeyler mümkünmüş.

Bu arada...

... Severus Snape'i, Harry Potter World Cup'ı kazandığı için kutlarız. Hak etti mi, hak etti yani. Yine de umarım gelecek nesiller Harry Potter okurken (umarım okurlar) böyle Snape aşkını görmezler internette falan. Kitapları okurken insanın kafasını en çok meşgul eden şeylerden biriydi Snape iyi mi, kötü mü ikilemi.

Ucretsiz Resim yukle ve Paylas

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Amazon

Dün ısmarladığım kitaplardan iki tanesi ayrı ayrı kargoya verilmiş. Biri 1 Ağustos, biri 5 Ağustos. Tam o aralar İstanbul'da olacağım. Mutlu oldum! Yazlığa geri döndüğümde kitaplar gelmiş olacak. Geri kalan kitaplar beraber kargoya verilecekmiş, bugün verileceği tahmin ediliyor. Onlar da 3-8 Ağustos arası gelirmiş. Excite!

Zevran

Dragon Age: Origins'den Zevran Arainai. Bak ne kadar şeker, ne kadar güzel.


Dragon Age 2'den Zevran Arainai.




WHO THE HELL IS RESPONSIBLE FOR THIS FUCKERY!? &%$½#%&+

15 Temmuz 2011 Cuma

Kitap kitap kitap kitap... kitap kitap KİTAP KİTAP

Kitaplar konusunda kafayı yedim evet. Amazon.com'dan sipariş ettiğim BİR SÜRÜ kitap haftaya geliyor ve bu sabah da Temmuz'da çıkacak bazı beklediğim kitaplarla beraber başka önceden istediğim kitapları sipariş ettim. Aslında The Omen Machine için Ağustos'a kadar bekleyecektim ama DAYANAMADIM İŞTE.

kitap kitap kitap kitap kitap Kitap Kitap Kitap KİTAP KİTAP

KİTAP

Bu hafta gelmesini beklediğim kitaplar:

The Knife of Never Letting Go, The Ask and the Answer (Patrick Ness. Bu iki kitap Chaos Walking üçlemesindeki ilk iki kitap. Üçüncü kitap -Monsters of Men- erken gelen iki kitaptan biriydi.);

Silver Phoenix, Fury of the Phoenix (Cindy Pon.);

A Game of Thrones, A Clash of Kings, A Storm of Swords, A Feast for Crows (Tabii ki George Martin, A Song of Fire and Ice serisinin ilk dört kitabı. BOX-SET!);

Beauty Queens, Going Bovine (Libba Bray. Tek kitaplar bunlar, seri değil. Konuları deli ilgi çekici ve Libba Bray'i severim.);

Daughter of Flames (Zoë Marriott. Daha yeni ilk kitabı The Swan Kingdom'ı okudum ve deli ağladım sonunda. İnanılmazdı. Bir daha okumak istiyorum ama şu an Harry Potter'lara sardım kendimi.);

Hayalet Tehlikesi (Dresden Files serisinden üçüncü kitap. Bu hepsiburada'dan gelecek, Türkçe.)

Bugün sipariş ettiğim kitaplar:

Howl's Moving Castle, Castle in the Air, House of Many Ways (Diana Wynne Jones. Herkes tarafından övülen ve çok ünlenmiş bu yazarın kitaplarından birini okuyana kadar onun ölmüş olması çok kötü. Öbür dünyada mutlu olsun.);

If I Stay, Where She Went (Gayle Forman. Fantastik falan olmayan bir Young Adult serisi. Genç bir kızın Ailesinin ölümünden sonraki durumunu ve hayatını anlatan iki kitap. Düşüncelerine güvendiğim blogger'lar tarafından o kadar övüldüler ki... Çok merak ettim işte.);

The Hundred-Thousand Kingdoms, The Broken Kingdoms (N. K. Jemisin. Yazarın blogundan bir sürü yazı okudum ve hepsi beni deli etkiledi. Bu iki kitap Inheritence üçlemesinin ilk iki kitabı. Üçüncü de çıkınca alacağım. Özellikle baş karakter ilginç: Doğuştan kör bir kız. Yazar, bunu düzgün yapmak için çok uğraşmış. Bazı hataları olduğunu kabul ediyor ama hata yapmadığı alanlarda nasıl çalıştığını çok merak ediyorum. Doğuştan kör bir karakterim olduğu için böyle bir örnek olması güzel olacak.);

Shadows on the Moon (Zoë Marriott. Bu kitabı heyecanla bekliyorum. Fantastik bir feodal Japonya'da geçiyor ve Cinderella masalından etkilenmiş yazar. Bu Cinderella masaldaki gibi öyle oturup bekleyen bir kız değil ama...);

A Dance with Dragons (George Martin... A Song of Fire and Ice'ın yıllarca bekleyişten sonra çıkmış yeni kitabı. Ben beklemiyordum tabii ama olsun. Rahat rahat okuyabilirim. Yazar takılmamış!)

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Again, at Goodreads...

The Swan KingdomThe Swan Kingdom by Zoë Marriott

My rating: 5 of 5 stars


Well... I haven't cried like that in a long time.



Wow, I can't say anything. No, really, I can't think of a word. These sentences were written minutes apart from each other. (Okay, I couldn't even understand what I meant, sorry.)

Just read it. Do I have to do everything around here?

View all my reviews

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Sürpriz!

25 Temmuz'da geleceği söylenen Amazon teslimatı erken geldi! Viiiiiiii! En çok okumak istediğim The Swan Kingdom (Zoë Marriott) bu teslimattaydı! Viiiiiiiiiiiii!









Viiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!

Amazon'da hâlâ görünüyor sipariş. Return Items dersem parayı geri verirler mi acaba? Kitaplar yine bende yani. Ooo...

Tabii ki öyle bir şey yapmayacağım yani. Geez!

10 Temmuz 2011 Pazar

Tween, teen, young adult, adult, blöh (Yaşlı insanlara blöh değil, sıkıldım sadece)

12-15 yaş arasında çocukların çok farklı, büyülü bir ortamda maceraya atıldıkları kitaplardan birini okumayalı çok uzun zaman olmuş... That was a mistake. Tween hikâyeleri daha eğlenceliymiş kesinlikle, karakterlerin gerçekten teen olduklarında ne kadar mızmız olabileceklerini unutmuşum. Ya da young adult/adult (Madem İngilizce başladık...) olduklarında ne kadar ciddi ve filozof ve bezdirici olabileceklerini. Evet, tween'ler daha eğlenceli.

Ünlü Rick Rioardan'ın daha geçen yıl yazmış olduğu Kane Günceleri 1 -Kırmızı Piramit'i okudum birkaç gün önce. Feribottaki kitapçıdan aldım. (Feribot kitapçısı nedense kitapçıların en tatlısı bana ama o ayrı bir hikâye.) Yanlışlıkla daha önce okuduğum bir kısa hikâye kitabı almışım, onu okuyamadım, sıkıldım. O yüzden o kitapçıya indim. Son baktığım rafta bulduğum için Rick Riordan kitaplarını mutlu oldum. Şu Percy Jackson'ları merak ediyordum ama ilk serisinin ilk kitabı yoktu. Kane Günceleri Serisi ayrı bir seriydi ve ilk kitabı vardı. Pahalı olmasına rağmen aldım. İki günde bitirdim. (O iki gün çok meşgul olmama rağmen.) Çok mutlu oldum, okuma heyecanım geri geldi. Uzun zaman olmuştu. Çok özlediğimi yeni fark ettiğim Antik Mısır Mitolojisi'ne de kapıldım, mutlu mutlu. Eşantiyonlu iblis ve taş Anubis rulz! Neden herkes böyle eğlenceli kitapları okumaz anlamıyorum. Keşke bu Rick Riordan ben 12 yaşındayken yazsaymış bu kitabı. Ona aşk mektubu falan yazardım herhalde. Şimdi yakışık almaz.

O bitince annemle yaptığımız plâna döndüm. Harry Potter Serisi'ni baştan sona okuyacağız ve arada filmleri izleyeceğiz. Tercih dönemi için İstanbul'a gideceğimiz döneme kadar bitirebilirsek ideal olur ki son filme her şey tazeyken gitmiş oluruz. O olmaz tabii herhalde ama neyse. Ben ilk kitabı biraz önce bitirdim mesela. O da ilk kitabı bitirince ilk filmi izleyeceğiz. Öyle devam edecek yani. İkinci kitabın daha ilk sayfasını falan okudum, şunu yazmayı bitireyim devam da edeceğim okumaya.

Neyse, kısacası böyle maceraları ve bilmeceleri özledim. Antik Mısır Mitolojisi'ni özledim. Harry Potter'ı özledim. Rick Riordan'ı sevdim. Bu kadar.

8 Temmuz 2011 Cuma

Yaz ve Bilgisayar Tuzağı

Yazlığa yerleştik, ne güzel de ne güzel.

Oyunları çok daha iyi oynatan ve benim dediğim bir bilgisayar salona kurulu. Laptop'um yukardaki odamda tıkır tıkır çalışıyor. Yine bu odamda Digiturk de var. Bir sürü kitabım var rafta, haftaya yenileri de geliyor. Çok heyecanlı. Bir ara Dresden Files'ın yeni kitabı da gelecek. Bu arada annemle Harry Potter'ları okuyup seyredeceğiz. Son filme ilk çıktığında gidemeyeceğiz ama İstanbul'a döndüğümüz anda (Tercihler falan.) hâlâ vizyondaysa ilk iş gideceğiz.

Yaz iyi, yaz güzel. Bilgisayar, internet ve oyunlar da pek güzel.

AMA ARTIK KİTABIMI OKUMAM LÂZIM DAHA FAZLA DURAMAM BURADA UZAKLAŞ BENDEN.

Anlatabildim mi?

Meanwhile, at Goodreads...

Fool Moon (The Dresden Files, #2)Fool Moon by Jim Butcher



My rating: 5 of 5 stars



So many werewolves, so little time.



View all my reviews

5 Temmuz 2011 Salı

Wohoho, Sinéad!

Canım sıkıldı. Bu akşamki mezuniyet balosuna hazırlanmaya başlayacağım şimdi. Uzun zamandır deli gibi The Sims 3 oynadığımdan yazmamışım. Garip takılmalar başlayınca soğudum biraz, daha sonra uğraşacağım. (Oyun zamanı olarak akşam 22 ve sabah 8 arasında, yine oyun saatinde yarım saatte bir deli gibi takılıyor. Garip yani.)

Sinéad'in rave, tekno ve dans remixleri yüzünden sonunda bu türlerde şarkılar da dinlemeye başlayacağım sanırım. In and out of Love bir gateway-drug'mış. Evet, türkçe kelime şu anda bulamadım. Ne yapayım, açım.

Şu single çıksın da tüm remixler internete sızsın artık.

Sinéad (VNV Nation Remix)
Sinéad (Groove Coverage Remix)
Sinéad (Scooter Remix)
Sinéad (Groove Coverage Remix Edit)
Sinéad (VNV Nation Radio Edit)
Sinéad (Benno de Goeij Remix)
Sinéad (Video Broadcast Version)


Baya var, ya.

Bu arada Dresden Files serisini okumaya başladım ve çok beğendim. Bir bakayım, 3. kitap çevrilmiş mi... Oha! Yarın çıkıyormuş. Güzel. Eğer şansım varsa dişçiye giderken veya dişçiden dönerken D&R veya Remzi Kitabevi'ne uğrarım. Belki daha çıktığı günde gelir oralara. (Tamam, pek şansım olacağını sanmıyorum. Dişçiye gidiyorum yani. Bence şans terk etmiş zaten.) Denemekten zarar gelmez.

10 küsür kitap var ama neyse.

Bir de Feist'in Gölgeler Meclisi Serisi'nin ilk iki kitabı eğlenceli ama pek ilgi çekici değildi. Üçüncü kitap çok güzeldi ama! Zaten en başta konusu, karakteri ilginç. Bir de hiç düşünmediğim büyülü öğeler işin içine girince deli ilginç oldu. Çok eğlendim. Bir sonraki serinin ilk kitabı sonbaharda, kışta falan çevrilir ama deli heyecanla bekliyorum. FENA cliffhanger bitti kitap.

Neyse, yemeğim geldi. Sonra duş yapıp kuaföre gidip saçımı yaptıracağım. Sonra saçıma zarar vermeden nasıl elbisemi giyeceğim bir fikrim yok ama neyse. Ayarlarız bir şeyler.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Tatil başladı, ya...

Bugün dişçiye gittim.


Ucretsiz Resim yukle ve Paylas

26 Haziran 2011 Pazar

Mother Earth (Ouverture) + Ice Queen - Night of the Proms

Geçen yıl bahsettiğim mükemmel performans vardı ya. Daha iyi kaydı varmış, evet.

Mükemmel ötesi, bu haliyle.

Just sayin'.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Bitti

İki yıl geride kaldı lan. Oh be. Matematik sınavında kodlama konusunda küçük bir endişem var ama o sınavı okumasalar bile Yabancı Dil'den girerim be lanet olsun, bir yıl daha çalışmam bu salak sınavlara.

Lise de bitti valla. Pöf.

24 Haziran 2011 Cuma

Artık...

...hangi tanrı şu an dünyayı yönetiyorsa, ona kaldık.


Ucretsiz Resim yukle ve Paylas

Arp

Tesadüfen Facebook reklamlarında gördüm. Asıl sitesi burda.

İçimden "Arp çalmayı mı öğrensem?" geçip duruyor. ("Ne de olsa düzgün bir üniversiteye zor gireceğim... Neden annem küçükken piyano öğrenmek isteyip istemediğimi bana sordu? Neden bir enstrüman tutturmayıp konservatuara girmedim? Nedeeeeen?")

Sitede Multimedya -> Müzikler'den şarkıları indirdim. Edebiyat çalışırken aklımı kaçırmamamı sağlıyorlar. Tavsiye ederim.

("Nedeeeeeeeeen?")

23 Haziran 2011 Perşembe

Libba Bray: The Ever-Popular I Suck Playlist

"If this part of the writing process were an iPod track list it would look like this:

Track #1: I Suck
Track #2: I’m Not Smart Enough to Write This Book
Track #3 No, This Is Different
Track #4: Maybe I Could Become a Firefighter/Gravedigger/Finger Puppeteer
Track #5: I Suck, Parts IV-VIII
Track #6: Why Can’t I Write Like (Fill in Blank)?
Track #7: This Doesn’t Happen To (Fill in Blank)
Track #8: Will You Help Me Fake My Death/It’s the Only Way/My Life in a Storage Unit Medley
Track #9: I Suck (Extended Dance Remix)
Track #10: What Was I Thinking?
Track #11: This Is Hopeless! (DJ Flail ‘N’ Whine Mix)
Track #12: So Overwhelmed I’m Underwater
Bonus Track: Also, I Hate My Hair"


Tamam burda.

Bir de bu süper.

Sınav

Cumartesi günü Edebiyat-Coğrafya LYS'si var. 56 Edebiyat sorusu içinde 20 küsür tanesi aslında dilbilgisi olacak, o yüzden onlar önemli değil. Diğer 30 küsür tanesi Edebiyat ezberi olacak.

İslam öncesini yeterince biliyorum, yarın efsaneleri son bir defa kontrol etsem yeter. Edebi sanatlar görme meselesi zaten. Onların da isimlerini yarın bakarak iyice kazıyabilirim kafama.

Birkaç hafta önce Halk ve Divan Edebiyatlarını iyice ezberlemiştim, şimdi gayet rahat yapabilmeye devam ediyorum.

Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemi çok kolay. Fecr-i Ati dönemi arada karışabiliyor ama Ahmet Haşim önemli olan ve onu da gayet iyi biliyorum.

Hüseyin Rahmi, Yahya Kemal, Ahmet Rasim, vs bağımsızları da biliyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ı biliyorum.

Tüm bu saydıklarım en fazla 15 soru.

Geriye kalan "15"... Edebiyatın yarısı... Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı.

I have no fucking clue. Bir şeyi ezberlesem, diğer şeyi unutuyorum. Çok önemli bir eseri kafama kazıyorum. Bir test yapıyorum. Ordan önemli olduğunu gördüğüm başka bir eseri kafama kazıyorum. Bir test daha yapıyorum. Tahmin edebilirsiniz gerisini: O testte ilk önemli eser çıkıyor ve ben bir şey hatırlamıyorum.

Olmuyor işte.

Matematik de ortalama geçti, kötü geçti de diyebiliriz aslında. Büyük hedeflerimiz var çünkü.

Edebiyatı tam olmasa da nerdeyse tam yapmam lâzım... ve önemli olan yarısını bilmiyorum.

Olmayacak işte.

...

Coğrafya da var, 24 soru. Coğrafya basit aslında... ama Edebiyat çalışmaktan onları da unuttum.

Bu hafta çok verimli geçti yani.

Bildiklerimi unuttum, bilmediklerimi de unutuyorum.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Overcome

Bu şarkı tarif edilemez, gerçekten. Within Temptation ballad konusunda asla şaşmayan bir grup bence ama Overcome zirveleriydi, gerçekten!

Sözleriyle, korosuyla, yaylılarıyla... Ah, o ses! Sharon!

Yine söyleyeyim ama: Sözleriyle. Aynı şarkı ama bir aşk şarkısı olsa, bu etkiye sahip olmazdı! Birine sevgisini ilân eden, melek sesli bir kadını anlatsa aynı şey olmazdı. En mükemmel koro ve orkestra, birinin aşkına eşlik etseydi... Olmazdı işte, aman.

Sorry, do my nine inch nails slash your soul? Evet, Sharon; but in a good way.

Şarkının bir akmayla başlaması. Nasıl tarif edilir, bilemiyorum. Dediğim gibi işte, öf, tarif edilemez. (Sözleri de zorla yazabildim, bu blogspot çok kötü aralık konusunda, pöf.)



Where are the heroes in my time of need?

Is my crying not loud enough,

or have they gone all numb?




They just tend to stand out of the rain.

Thinking but not acting that they're not to blame.


Falling and crawling, a fight to stand up.

Memory still haunts me in the dead of night.


Over and over, I felt so small,

but one day I'll be stronger and you better watch out.


I will overcome their violence, your silence.

Altough it can't be undone, I will overcome.

Knowing that I'm not the only one, I will overcome.

It's the only way to carry on.



Where are the saviours, afraid of the toll?

Sorry, do my nine inch nails slash your soul?


Such heroes throwing stones straight at the one who's standing alone.


Twisting and turning, it's always the same.

The truth is never honest when you're to blame.


Pushing and pulling, never give in.

One day I wish you see you're not so beautiful within.


I will overcome their violence, your silence.

Altough it can't be undone, I will overcome.

Knowing that I'm not the only one, I will overcome.

It's the only way to carry on.

Run and run!

Run and run!


I will overcome their violence, your silence.

Altough it can't be undone, I will overcome.

Knowing that I'm not the only one, I will overcome.

It's the only way to carry on.

I will overcome...





Sharon'ın sesi de koroyla birleşik uçar, gider...

Koş ve koş, koş ve koş!

21 Haziran 2011 Salı

Freak the Mighty

“I never had a brain until Freak came along and let me borrow his for a while, and that’s the truth, the whole truth. The unvanquished truth, is how Freak would say it, and for a long time it was him who did the talking. Except I had a way of saying things with my fists and my feet even before we became Freak the Mighty, slaying dragons and fools and walking high above the world.”

“…It was Freak himself who taught me that remembering is a great invention of the mind, and if you try hard enough you can remember anything, whether it really happened or not.”

“Books are like truth serum—if you don’t read, you can’t figure out what’s real.”

“Sometimes we’re nine feet tall, and strong enough to walk through walls. Sometimes we fight gangs. Sometimes we find treasure. Sometimes we slay dragons and drink from the Holy Grail.”

- Rodman Philbrick

Bu kitabı okuyup etkilenmeyen yaşamayı bırakabilir.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Goodreads

Bir Goodreads üyeliği alayım dedim! Profilime link zaten "Linklerim"de var.

Şimdi ilk aklıma gelenleri yükledim ama şu sınav döneminden sonra kütüphane düzenlemesine geçince (= Tüm kitaplar aşağı inecek, gruplara ayrılacak, kataloglanacak [excel], tek tek yeni yerlerine yerleştirilecek. Keşke yazlığa önceden kitap göndermeseydim. Onları telefondan halledeceğim artık...), Goodreads'i de düzenlerim.

(Ama "to-read" kısmını asla düzenleyemem, sıraya konduklarını görmemiştim, şimdi orası bir kaos olmuş. O sıralar anlamsız!)

19 Haziran 2011 Pazar

Araştırma

Son zamanlarda üzerlerinde düşünmeyi çok sevdiğim birkaç karakterim var. Dünyalarını kurmaya çalışıyorum. Bir fikrim var aslında ama araştırma yapmadan başlamak istemiyorum. Araştırma için kaynak da lâzım... Bulurum, o sorun değil de, zaman lâzım. Şu yazı atlatalım da. Neyse, yazayım dedim.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Şarkı Sözleri

Son zamanlarda sevdiğim şarkıları dinlerken sözlere daha çok dikkat etmeye başladım... ve içlerinde ne mücevherler buldum!

Dinlediğim çoğu şarkının sözlerini biliyordum tabii ama anladım ki gerçekten bilmiyormuşum. Bazı sözleri ilk anladığımda/okuduğumda "Oha, çok güzelmiş lan!" diye tepki verdiğim de çok oldu ama şu anda onları da çok daha iyi anlamaya başladığımı söyleyebilirim.

Neden, bilmiyorum. Belki daha az kitap okumaya başladığım içindir. (Şu anda gerçekten okumak istediğim kitaplar benden bir buçuk ay kadar uzakta.)

Neyse, fazla uzatmadan şu sınav dönemi bitince (1 hafta sonra bitiyor!) yapmayı düşündüğüm şeyi söyleyeyim: Evdeki bilgisayarlara saçılmış tüm şarkılarımı masaüstü bilgisayarıma (ve yeni aldığım hard-diskime) yükleyip, hepsini teker teker dinlemek. Dinlemek derken dinlerken okumak. Şaka maka, tüm sözlerin üstünden geçip beni etkileyenleri bir yere yazacağım. Çok uzun sürecek bir şey bu tabii ki. Her anlamda. Yapması çok uzun sürecek, sözler arka arkaya yazıldığında bir sürü sayfa olacak...

Büyük ihtimalle hepsini bu blog'a yazarım. Hepsini aynı anda değil tabii, yoksa kafayı yer herhalde. Yeni bir etiket açacağım hatta, evet, evet!

Blogu kimse okumuyor tabii ama en azından benim daha sonra dönüp bakabileceğim bir yerde olacak.

Burası da benim internette bir köşem sonuçta, hıh.

9 Haziran 2011 Perşembe

Within Temptation Top 15

Fazla vaktim yok, çalışmaya devam etmem lâzım. (Bu arada... Anon: awesome.)

İki günlük bir çalışma bu Top 15, kan döktüm yapmaya çalışırken neredeyse. Genelde ilk üçten sonrası çok değişkendir ama bu sefer o anlık hislerle değil genel hislerle gitmeye çalıştım.

Neyse, işte bu.

15. Hand of Sorrow (The Heart of Everything)
14. Iron (The Unforgiving)
13. The Howling (The Heart of Everything)
12. In the Middle of the Night (The Unforgiving)
11. The Cross (The Heart of Everything)
10. All I Need (The Heart of Everything)
09. Lost (The Unforgiving)
08. Overcome (Stand My Ground Single)
07. Candles (Enter)
06. The Promise (Mother Earth)
05. Deceiver of Fools (Mother Earth)
04. Our Solemn Hour (The Heart of Everything)
03. Murder (The Unforgiving)
02. Blue Eyes (What Have You Done Single)
01. Jillian (I'd Give My Heart) (The Silent Force)

Honorable Mention: The Truth Beneath the Rose (The Heart of Everything)

The Heart of Everything'i düşündüğümden daha çok seviyormuşum.

6 Mayıs 2011 Cuma

Of of of

Konser sayesinde boynum gerçekten çok ağrıyor.

En azından duruşumu düzeltiyor ya. Kambur duramıyorum.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Bu arada...

... A Song of Fire and Ice serisinin yazarı George R. R. Martin'in yazma sorunu vardı ya! Yıllardır yeni kitabı yazmayı bitiremiyordu, insanlar artık pes etmeye yakındı, bir sürü drama olmuştu falan filan.

Yeni kitabı yazmayı bitirmiş! 70 küsür güne çıkıyormuş! Para biriktirmeye tekrar başladığım için şimdi kitapları alamam ama yazın sonunda falan Amazon'dan tüm kitapları sipariş edeceğim sanırım.

İyileşmiş adam, yey!


Bu arada Blind Guardian konseri bu akşam!!!

3 Mayıs 2011 Salı

Blind Guardian Konseri - Çıldırış!

Yarın, yarın, yarın, yarın!

Hayatımın her tarafından insan geliyor konsere: Aile, okul ve internet arkadaşları. (Dersane eksik ama olsun.)

Daha ne giyeceğimi bilmiyorum ama önemli değil.

Kapı 7'de açılacakmış. 4-5 arası sıraya girmeyi plânlıyoruz halamla. Gerilerde kalacağız sanırım ama olsun. Yanımıza piknik sepeti almayı konuşuyoruz, yarı şaka yarı ciddi!

Konserlerde genelde çalınan şarkıları "çalışmam" sürüyor. Aslında sadece bir-iki konserde çalındığını gördüğüm bir şarkı olan "Turn the Page"e bağımlı olmaya başladığım için genelde onu dinliyorum. Fly da onunla beraber geliyor. (Yine de Fly neredeyse her konserde çalıyor!) Mirror Mirror, Time Stands Still, Nightfall gibi "Nightfall in Middle-Earth" şarkılarını aşağı yukarı biliyorum zaten. "At the Edge of Time" şarkılarını da. (O albüm olmasaydı sonbaharda o kadar test çözemezdim. Özellikle Sacred Worlds ve Wheel of Time. O ikisi de konserlerin çoğunda çalıyor!) Fazla ısınamadığım daha eski albümlerdeki şarkıları pek bilmiyorum. Traveler in Time, Welcome to Dying gibi. (Tabii ki The Bard's Song çok ayrı bir mesele!) Bir-iki şarkıda kafa sallasak da olur yani!

Kısacası heyecanlıyım.

Blind Guardian: Hiç sahip olmadığım amca ve dayılarım.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Sonunda Dungeon Siege II!

Dün, Alp'in isteğiyle Steam'e kaydoldum. Tabii ikna eden başka faktörler de vardı.

Geçen yıldan beri beklediğim dört oyun vardı: Dragon Age II, The Witcher II, Dungeon Siege III ve Neverwinter Nights III.

(Neverwinter Nights III hakkında hiç haber olmadı. Ya iptal olmuştur ya da daha sonraya bırakıyorlardır, bilmiyorum ama hiçbir haber yok işte.)

Dragon Age II yeni çıktı. The Witcher II ve Dungeon Siege III çıkmak üzere.

Bu üç oyunu Steam'den hemen alabildim. Dragon Age II dün indi ve kuruldu. Dragon Age: Origins'i yazın tamamen bitirmeden başlamayacağım ama. Aynı zamanda Emporium denen bir yer de oyunla beraber geldi. Daha önceden demoyu indirdiğim için fazladan birkaç eşya da var. Oyun hakkında eleştiriler genelde iki taraflı, ya çok kötü ya çok iyi. Genelde bahsedilen özellikleri hep aynı ama: Hep aynı yerler. Bunu kötü olarak algılayanlar, hep aynı yere biri için bir şey bulup onu götür, ha bu arada yolda öldürmen gereken insanlar var şablonundan deli gibi sıkılanlar. O kişileri anlıyorum. Bu durumu iyi karşılayanlar da, olayların çoğunun geçtiği şehirdeki karakterlere bağlanıp, bir yere ait olma hissinin iyi verilmesini sevenler. Bu insanları daha iyi anlıyorum. Kısacası oynamadan bilemeyeceğim nasıl hissedeceğimi. Oyunun hikâyesi hakkında hoşuma giden bir şey daha var: Mage/Templar. Origins'te en ilgimi çeken iki grup bunlardı. Aralarındaki çatışma bu oyunda çok daha ön plândaymış. Bu yüzden heyecanlıyım. (Bu oyunda bir ejderhadan da söz edilmedi, so there is hope.) Hoşuma gitmeyen iki şey var ama: Qunariler ve Flemeth. Tasarımları değişmiş. Flemeth'in değişmesini anlarım, Origins'te olanlara uyuyor; ama bu kadar kötü olmalı mıydı! Normal bir yaşlı kadın görünümü ona çok daha fazla uyuyordu! Şimdi "Ay çok güçlü, çok egzotik yaşlı büyücü kadın" oldu. Hoşuma gitmedi. İblislerle ilişiği olan, korkunç şeylerle dolu bir geçmişe sahip ama bunu kıyafetlerle göstermeleri kötü olmuş. Neyse, belki oyunda neden böyle olduğunu açıklayan bir şeyler vardır. (Sanmıyorum.) Qunariler de aynı bu duruma düştüler. Origins'te çok iri ve daha egzotik görünen, sessiz insanlara benzeyen bir ırktı. Görünüşlerinden dolayı değil, konuşma tarzlarından, kültürlerinden, düşüncelerinden kendini yabancı hissediyordun onlara. Bu güzeldi. Ama bu oyunda onları da değiştirmişler. Artık boynuzları var. Neden? Öylesine. Tasarım değişikliği. Bir nedeni yok. Bir fazlası yok. Neden? NEDEN!? Bir de neden çıplaksınız!? Kısacası böyle işte.

The Witcher 2 hakkında fazla bilgi almadım, özellikle. The Witcher benim için nasıl yabancıysa, bu da öyle kalsın dedim. (Konu anlamında yani.) O dünyayı seviyorum. İnsan/İnsan olmayan çatışmasını seviyorum. Geralt'ı kendi görüşlerime göre o dünyada yönlendirmeyi seviyorum. The Witcher'da hep elf ve cücelere yardım etmeye çalıştım mesela. Açlıktan ölmek üzere olan bir elf grubuna yemek götürmemi hatırlıyorum en iyi. Bir çıkarım yoktu bunu yaparken ama istediğim için yaptım. Bunlara rağmen, oyunun sonunda insan taraf da insan olmayan taraf da kana susamış yanlarını iyice gösterince, hiçbirine yardım etmedim. İki taraf da bana saldırdı, evet. İşi zorlaştırdı bu. Ama bu tür önemli kararları verebilmeyi sevdim. Umarım bu oyunda da buna devam edebilirim. Göreceğiz. (Bu anlatımımdan The Witcher'ı kusursuz bulduğumu sanmayın. Hikâyesinin de aşırı derecede karmaşık olduğunu düşünmüyorum. Böyle konuşuyorum, çünkü beni kendisine bağladı.) Bu arada, Steam'den aldığım The Witcher 2 özel bir paket. Digital Premium Edition mıdır nedir. (Evet, öyleymiş.) İçindeki şeyler çok güzel değil mi!

Dungeon Siege'e geldik şimdi. Bu oyunlar arasında, genelde en az beklentiye sahip oyun. Saydığım diğer oyunların yanında acemi kalıyor, evet. Bunlar benim için bir şey değiştirmiyor ama. Dungeon Siege II dünyasında kendimi kaybettiğim gibi hiçbir oyunda kaybetmedim. Neden bilmiyorum, ama öyle. Yine de Dungeon Siege II ile ilişkim biraz trajik. Hiç orijinal bulamadım. Hep korsan aldım ya da internetten indirdim. Hep sorun çıktı. Bu arada orijinal aramaya devam ettim. Dungeon Siege ve Dungeon Siege: Legends of Aranna buldum. Dungeon Siege II'den daha önce çıkmış oyunlar. Onları buldum ama DSII bulamadım!

Şimdi Steam bana onu verdi. Dungeon Siege III alana, Dungeon Siege ve Dungeon Siege II de var. Üç oyun: 50 dolar. Aldım. Dungeon Siege II indi. Artık orijinal bir Dungeon Siege II'm var. Eğer bir bozukluk olursa, her türlü forumda şikâyet edebilirim. Bu önemli bir şey. Korsan kültürüm hiç gelişmemiştir. The Sims'te yaşadığım tüm sorunlar beni korsandan soğuttu. The Sims 2'de yaşadığım sorunlar da. Mask of the Betrayer'da da. (Bu arada geçen hafta Mask of the Betrayer ve Storm of Zehir'i toplam 15 dolara aldım, çok mutluyum. Onlar da orijinal!) Bu yüzden çok mutluyum.

Neyse, anlayan anlar neden böyle hissettiğimi. Pai.

Bu arada Blind Guardian'ın Turn the Page ve Fly'ına bağımlı oldum. Just sayin'.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Blind Guardian Konseri - Hazırlık





I know I have a problem. I just don't care.


War! It's now or never. We shall stand together. One by one, this world is saaaaacred! I'm coming home.


Çok gaz, baya gaz. Lost da çok bozdu.


A Song of Fire and Ice etiketi de var çünkü "A Voice in the Dark", karakterlerden biri olan Bran hakkında. Yey.

28 Nisan 2011 Perşembe

Wheel of Time - Blind Guardian


Light - it binds me
Light - it blinds me
Light - it finds me
Light denies me now


Sadece yazayım dedim.

Orkestrası, senfonik metalcileri utandırır.


Shine on
Embrace and deny me
Turn on, wheel of time
Shine on
You've
burnt me, now guide me

Weave on, wheel
of time


Bu arada, Öykü! "You've burnt me, now guide me" o son yazdığım hikâyedeki kıza çok uydu. Ama neden, daha bilmene çok var. *mock mock mock*

27 Nisan 2011 Çarşamba

Tekrar Hikâyeler!

Yeniden yazabilmeye başladım. Çok mutluyum! İki günde iki sayfa yazabildim ama bence çok iyi oldu. Daha devam edeceğim. Belki kısa hikâyelerim için ayrı bir blog tutarım ya... Tabii biraz daha hikâye birikmesini isterim yapmadan önce. Neyse, heyecan glee vesaire.

Glee'deki şarkılar da hoş oluyor ya. Thriller ve Bad Romance süperdi hatta.

Söyleyeyim dedim? Neyse.

22 Nisan 2011 Cuma

Bir Şeyler Yazma Vakti?

Bugün geçenlerde izlediğim bir videoyu tekrar izleyince aklıma Taht Oyunları geldi. İzlediğim videonun War of Thrones dizisinin daha geçenlerde oynamış ilk bölümünden olduğunu düşünürsek çok mantıklı bir durum. Neyse, kitabı eski sevgilim en sevdiği kitaplardan biri olduğu için (hatta sanırım en sevdiği kitaptı, tam hatırlayamıyorum) bana ödünç vermişti. İzlediğim sahnede olan beyaz saçlı kardeşler arasındaki bir sahne yüzünden ilk 30-40 sayfasında okumayı bırakıp kitabı bir yere koyup unutmuştum. (Eh, o da benim önerdiğim kitabı ilk bölümden sonra falan bırakmıştı aynı şekilde, ikimiz de kitapların ilginç olduğunu düşündüğümüze rağmen. İlişkimiz anlaşılacağı gibi iki çok mantıklı insan arasında sağlıklı bir ilişkiydi.) Daha önce bahsettiğim rahatsızlığımdan dolayı devam edememiştim, kitabı daha fazla elimde tutmamak için de sonunda geri vermiştim. (Kendime başka bir kopya da almıştım ama.) Daha sonra sinirim geçince (2-3 ay sonraydı sanırım, daha da uzun olabilir.) okumaya başlayıp onu hemen bitirmiştim ve ikinci kitaba geçmiştim. Kendimi engelleyip fazla hızlı bitirmemek için okumayı kestim... 1 yıldır kitaba dokunmadım. Şu anda da okumak istediğim o kadar çok kitap var ama zamanım çok az... Neyse, bir ara ilk kitaptan başlarım yeniden. (It always ends up like this.)

Kız olduğum için sanırım (!) kız karakterlerle kendimi çok özdeşleştiriyorum. Taht Oyunları'nda en sevdiğim iki karakter o sahnede gördüğümüz beyaz saçlı kız Daenerys Targaryen ile Eddard ve Catelyn Stark'ın kızı Arya Stark. İki kız da genç, tecrübesiz ve saf olarak başlıyor.

Arya Stark savaşmaya çok istekli ve klasik bir erkek fatma. Babası kontrol delisi bir soylu sayılmadığı için biraz daha rahat büyümüş ama kıçları havada soyluların yanlarına geldiğinde tabii ki dünyası alt üst oluyor. Durumuyla başa çıkması gerçekten güzel ama kurallara uymamasının da kötü sonuçları oluyor. Onun hikâyesinin nasıl devam edeceğini gerçekten merak ediyorum.

Daenerys Targaryen ise tamamen farklı bir durum. Onun hikâyesi en ilginç ve en fena sonuçları doğurabilecek hikâye bence. Abisi tarafından ezilip, bir mal gibi görünen çok saf bir kız Daenerys. O sahneden de kolayca anlaşılabilir bu... ama sonra olacaklar insanı gerçekten çok şaşırtıyor. Daenerys'in hızla kendine güvenmeye başlaması, geçmişini ağabeyi kadar hırsla ama tamamen farklı nedenlerden geri almak istemesi çok güzeldi. (Ama başarılı olmasından korkuyorum: Çok sevdiğim Stark ailesi için bayağı tehlikeli plânları var!) En ilginç karakterlerden biri bence kitapta. Ejderha takıntımı bilenler de benim için çok ayrı bir özelliğini fark edebilirler bu karakterin... Yani, eğer kitabı okurlarsa ve/veya diziyi izlemeye başlarlarsa.

Neyse, fazla uzatmadan bu yazımı bitiriyorum. İçerde Supernatural falan izleyeceğim.

Bu arada, bu kitapların yazarının son yıllardaki problemine hiç değinme gereği görmedim.

6 Nisan 2011 Çarşamba

The Wise Man's Fear (The Kingkiller Chronicle, Day Two) - Patrick Rothfuss

"Today," Elodin said brightly, "we will talk about things that cannot be talked about. Specifically, we will discuss why some things cannot be discussed."

I sighed and set down my pencil. Everyday I hoped this class would be the one where Elodin actually taught us something. Every day I brought a hardback and one of my few precious pieces of paper, ready to take advantage of the moment of clarity. Every day some part of me expected Elodin to laugh and admit he'd just been testing our resolve with his endless nonsense.


And every day I was disappointed.


"The majority of important things cannot be said outright," Elodin said. "They cannot be made explicit. They can only be implied." He looked out at his handful of students in the otherwise empty lecture hall. "Name something that cannot be explained." He pointed at Uresh. "Go."


Uresh considered for a moment. "Humor. If you explain a joke, it isn't a joke."


Elodin nodded, then pointed at Fenton.


"Naming?" Fenton asked.


"That is a cheap answer, Re'lar," Elodin said with a hint of reproach. "But you correctly anticipate the theme of my lecture, so we will let it slide." He pointed at me.


"There isn't anything that can't be explained," I said firmly. "If something can be understood, it can be explained. A person might not be able to do a good job of explaining it. But that just means it's hard, not that it's impossible."


Elodin held up a finger. "Not hard or impossible. Merely pointless. Some things can only be inferred." He gave me an infuriating smile. "By the way, your answer should have been 'music'."


"Music explains itself," I said. "It is the road, and it is the map that shows the road. It is both together."


"But can you explain how music works?" Elodin asked.


"Of course," I said. Though I wasn't sure of any such thing.


"Can you explain how music works without using music?"


That brought me up short. While I was trying to think of a response, Elodin turned to Fela.


"Love?" she asked.


Elodin raised an eyebrow as if mildly scandalized by this, then nodded approvingly.


"Hold on a moment," I said. "We're not done. I don't know if I could explain music without using it, but that's beside the point. That's not explanation, it's translation."


Elodin's face lit up. "That's it exactly!" he said. "Translation. All explicit knowledge is translated knowledge, and all translation is imperfect."


"So all explicit knowledge is imperfect?" I asked. "Tell Master Brandeur geometry is subjective. I'd love to watch that discussion."


"Not all knowledge," Elodin admitted. "But most."


"Prove it," I said.


"You can't prove nonexistence," Uresh interjected in a matter-of-fact way. He sounded exasperated. "Flawed logic."


I ground my teeth at that. It was flawed logic. I never would have made that mistake if I'd been better rested. "Demonstrate it then," I said.


"Fine, fine." Elodin walked over to where Fela sat. "We'll use Fela's example." He took her hand and pulled her to her feet, motioning me to follow.


I came reluctantly to my feet as well and Elodin arranged the two of us so we stood facing each other in profile to the class. "Here we have two lovely young people," he said. "Their eyes meet across the room."


Elodin pushed my shoulder and I stumbled forward half a step. "He says hello. She says hello. She smiles. He shifts uneasily from foot to foot." I stopped doing just that and there was a faint murmur of laughter from the others.


"There is something emphemeral in the air," Elodin said, moving to stand behind Fela. He put his hands on her shoulders, leaning close to her ear. "She loves the lines of him," he said softly. "She is curious about the shape of his mouth. She wonders if this could be the one, if she could unclasp the secret pieces of her heart to him." Fela looked down, her cheeks flusing a bright scarlet.


Elodin stalked around to stand behind me. "Kvothe looks at her, and for the first time he understands the impulse that first drove men to paint. To sculpt. To sing."


He circled us again, eventually standing between us like a priest about to perform a wedding. "There exists between them something tenuous and delicate. They can both feel it. Like static in the air. Faint as frost."


He looked me full in the face. His dark eyes serious. "Now. What do you do?"


I looked back at him, utterly lost. If there was one thing I knew less abou than naming, it was courting women.


"There are three paths here," Eloding said to the class. He held up one finger. "First. Our young lovers can try to express what they feel. They can try to play the half-heard song their hearts are singing."


Elodin paused for effect. "This is the path of the honest fool, and it will go badly. This thing between you is too tremulous for talk. It is a spark so faint that even the most careful breath might snuff it out."


Master Namer shook his head. "Even if you are clever and a have a way with words, you are doomed in this. Because while your mouths might speak the same language, your hearts do not." He looked at me intently. "This is an issue of translation."


Elodin held up two fingers. "The second path is more careful. You talk of small things. The weather. A familiar play. You spend time in company. You hold hands. In doing so you slowly learn the secret meanings of each other's words. This way, when the time comes you can speak with subtle meaning underneath your words, so there is understanding on both sides."


Elodin made a sweeping gesture toward me. "Then there is the third path. The path of Kvothe." He strode to stand shoulder to shoulder with me, facing Fela. "You sense something between you. Something wonderful and delicate."


He gave a romantic, lovelorn sigh. "And, because you desire certainty in all things, you decide to force the issue. You take the shortest route. Simplest is best, you think." Elodin extended his own hands and made wild grasping motions in Fela's direction. "So you reach out and you grab this young woman's breasts."


There was a burst of startled laughter from everyone except Fela and myself. I scowled. She crossed her arms in front of her chest and her flush spread down her neck until it was hidden by her shirt.


Elodin turned his back to her and looked me in the eye.


"Re'lar Kvothe," he said seriously. "I am trying to wake your sleeping mind to the subtle language the world is whispering. I am trying to seduce you into understanding. I am trying to teach you." He leaned forward until his face was almost touching mine. "Quit grabbing at my tits."

27 Mart 2011 Pazar

Huh? Bir de The Unforgiving Şarkı Sözleri

YGS mi? O ne? Bir de The Unforgiving'in şarkı sözleri işte. Bunları mı ezberlesem, edebiyat mı?













Iron'da Mother Maiden: "You need not to fear us unless you're a dark heart, a vile one who preys on the innocent. I promise, you can't hide forever in the empty darkness for we'll hunt you down like the animals you are and pull you in the very bowels of hell."

18 Mart 2011 Cuma

Yine Sabah Sabah

Evet, Blogger nedense sabahları açık oluyor? Neyse.

Bonus şarkıların sample'ları için: Bıbılah. Bübü. Bıh.

Türkçe'den 3 değil, 2 yanlışım olduğu ortaya çıktığı için ÖZDEBİR netim 124,75 oldu. :D

Başka... A Vampire's Prisoner'ın yazarı Kali, kitabı bitirmiş! Onun gelişmelerini Öykü derinlemesine takip eder zaten. :D Bu arada bir kısa hikâyesini okudum, çok hoşuma gitti. Onu da veriyorum.

17 Mart 2011 Perşembe

Sabah sabah

Bu blogger yasağı da bir kalkıyor bir geri geliyor. Hiçbir şey anlamadım. (Bu bilgisayarımda "hosts" ayarlayamadım nedense.)

18 dakika sonra deneme yapmaya başlayacağım için çabuk olacağım.

The Unforgiving sızdı!!! Çok güzel yeni promo fotoğraflar geldi! Bonus şarkıların sample'ları çıktı!


ÖZDEBİR'in geçen pazarki sınavında 123,50 yapmışım! Hem de Fen Bilimleri'nde 16 soruda 2 yanlışla 13,50! Matematikte sadece 1 yanlış var, o da inanılmaz iğrenç bir işlem hatası; en salak anıma gelmiş. Klasik "parantez içindeki son sayıyla dışardaki sayıyı çarpmadan çıkarma" hatası. Ama yine de mutluyum!

27 Mart'ta YGS'den, tarihten, felsefeden, fenden kurtulacağım için mutluyum. Sonra gelsin Mat2'nin iğrenç ama az çok bildiğim konuları ve Edebiyat ezberleri. Araya da biraz Coğrafya?

Aynı zamanda 27 Mart Epica konseri için sahne önü biletimi de aldım. Blind Guardian'ın 4 Mayıs konserine de zaten haftalar önce almıştım. (O bilet normal ama.)


Kısacası sınav stresi yüzünden kafayı yemeyi saymazsak güzel bir yıl bu yıl. Epica ve Blind Guardian konserleri, Blind Guardian ve Within Temptation'ın her anlamda mükemmel bulduğum yeni albümler çıkarması ve daha başka güzel küçük şeyler...


Neredeyse dayanılabilir bir yıl oldu bu yıl.

15 Şubat 2011 Salı

The Unforgiving - Gelişme


Sample'lar! (Kaliteleri mükemmel olmasa da! Enstrüman sesleri çok karışık geliyor.)

Farklı bir şeyler bekliyordum, bu kadar farklı değil belki ama... bu tarz da zaten hoşuma gittiği için, Within Temptation bana göre did it again.

Sinéad, In the Middle of the Night ve Shot in the Dark'tan başka sample'lar da bu videoda var. 2. dakikanın sonlarında başlıyor. Programda akustik 3 performans daha var. "Faster, Where is the Edge, What Have You Done". "Where is the Edge"in performansı bence en hoşu. (Videoları ancak buradan bulabildim.) Sharon da en tatlı ıslık çalıcı. xD (Hiç o kadar ıslık çalamadım sonunda patlamadan, nasıl yapıyor la!)

Bu arada grubun ilk "Where is the Edge"i çıkarması iyi olmuş. Her şarkı çok farklı bir tarafa yönelirken "Where is the Edge" THoE dönemini andıran bir şarkı. Hayranları ilk şarkıda şoka uğratmak bence kötü olurdu.

Bir de akustik performansta duyduklarıma göre "Where is the Edge"in sözlerini değiştirdim.

Sinéad'da kopmalı mı, kopmalı mı? (İkinci single sanırım bu olacaktı. Onun performansını çok merak ediyorum. Herhalde bir klüpte çekilen klip o. Sharon aşırı tatlı olur kesin şarkıyı söylerken!)
In the Middle of the Night'a laf yok.
A Demon's Fate melodisi çok tanıdık...
Murder da dedikleri kadar varmış.
Stairway to the Skies, Within Temptation'dan beklenilecek türde bir ballada benziyor gerçekten. Yani awesome.

Gerçekten farklı bir döneme geçtik. :D