RSS Feed

1 Aralık 2010 Çarşamba

Kısaca

Dragon Age Ultimate Edition: 114 dolarlık malzeme 50 küsür dolara indirilmiş bir halde satılıyor ve ben Ebay'den 40 dolara alıyorum. Mükemmeliyet. Artık DLC'leri oynayan insanlara çatmayacağım! Artık hepsi bende de var! Nha!
Within Temptation: Heyecanla bekliyorum, çok ilgince benziyor. Allah'ın Türkiye'sinde nasıl o çizgiromanları alacağımı Hıristiyan Tanrısı bilir; ama Allah'ın Türkiye'sinde olduğum için Hıristiyan Tanrısı benimle irtibata geçemiyor.
Sharon ve Robert: Tebrikler ve YAVAŞ!
Türev: Geber.
Üçgen: Geber.
Evren: BENİ KORKUTMAYI BIRAK NEDEN BU KADAR BÜYÜKSÜN VE NEDEN YILDIZLARIN HAREKET ETMESİNE İZİN VERİYORSUN
Geçmişteki öğretmenlerim: Bana yıldızların sabit olduğunu öğrettiğiniz için çok teşekkürler. Sizin yüzünüzden varoluş krizinde bir gün geçirdim. Sınav yılımda tamamen alakasız bir nedenden dolayı beni depresyona soktuğunuz için teşekkür ederim.
Dragon Age Ultimate Edition: Evime ulaşarak beni o krizden çıkardığın için teşekkür ederim. :D

And on and on and on...
...

13 Kasım 2010 Cumartesi

The Law of Nines




Kitap heyecanlı gidiyor bu arada. En eski fantezilerimden birini gerçekleştiriyor kitap. :D

12 Kasım 2010 Cuma

Gelişme



Nha!

The Law of Nines'a başlayacağım. O da bitince elimde bir şey kalmayacak. Yeni Sword of Truth kitabı Şubat'ta çıkacak. 2011 ilkbaharı geçireceğim en ağır dönem olacağa benziyor.

4 Kasım 2010 Perşembe

Heyecan

Biraz heyecan için gerekli olan tek şeyler bunlar:





:)












xD

31 Ekim 2010 Pazar

What have you done, what have you done...

...now!

Şunları yazarken hangi şarkıyı dinlediğimi tahmin edene beynimde kalan her şeyi hediye edeceğim. Hiçbir şey.

9'dan 19'a kadar saat başı 50 dakikalık derslerle günümü geçirdim. Son dersteki öğretmenim benden önce patladı ve "Artık dayanamıyorum!" diyerek dersi bitirmeyi teklif etti. Malum, geri çevirmedim. Böyle bir teklife kim hayır derdi? Yine de dersaneyi kapatan biz olduk.

Ve bu daha 31 Ekim.

Neyse, bu önemli değil. Asıl önemli olan Within Temptation! Yeni albüm baharda çıkacak gibi görünüyor. Yavaş yavaş "1 hafta boyunca o 30 saniyelik sample'ı dinleyerek yaşama" evresine geliyoruz. Sample'dan bahsetmişken: Fanclub Day'e gidenlerin özel olarak 4 tane sample dinlemiş olması inanılmaz acı verici. Hele bir sitenin sample'ları internete koyup daha sonra kaldırtılması daha da acı verici. (Acı verici taraf: Ben onlara ulaşamadan. Tabii, ulaşabilmem mucize olurdu. 1 aya kadar bilgisayar bile açmıyordum.) Şu an elimde olan tek şey "Yeni Siteye Hoşgeldiniz" videosunun sonundaki minik sample. Daha kötüsü de olabilirdi.

Tabii "yeni albüm eşiği"nde hemen o grubun deliliğine girmek gerekiyor. Şu an garip The Heart of Everything döneminden olan çoğu şarkıyla beraber ne hikmetse "It's the Fear" dinleyerek geçiriyorum zamanımı. Bir de THoE döneminden en çok taktığım şarkı yine ne hikmetse "The Last Time" ki kendileri Within Temptation en kötü şarkılarından biridir. Hoş sadece demo olduğu için hoş görülebilir ama diğer şarkıların demoları bile bundan daha iyi... Özellikle baterisi çok sinirime gidiyor. Ancak en kötü tarafı şarkının özünde çok eşlik edilesi olması. Potansiyeli çok fazla. Şu ana kadar hiç böyle bir şey yapmadıklarını biliyorum ama keşke The Last Time'ı (ve Destroyed'u - Demo hali bile güzel ama...) bir ziyaret etseler. Yeni albümün çıkış single'ında bir B-Side olabilir mesela? ...Hayal etmenin kimseye zararı yok. (Belki benim akıl sağlığıma.)


Albüm sample'larına dönersek: Okuduğuma göre Fanclub Day'de dinletilen 4 sample'dan 3'ü THoE şarkılarına benzer ama daha gitar ağırlıklıyken 4. sample Mother Earth dönemine benzer ve çok güzel bir orkestra girişliymiş! Sadece duyması bile beni heyecanlandırıyor. Tabii tüm bu "gitar ağırlıklı" ve "orkestral" sıfatlarının tek şarkıda toplanması taraftarıyım ama ayrı ayrı bile çok güzel olacağına eminim.
Within Temptation bu güveni kesinlikle hak eden bir grup sonuçta.

Bu arada dün izlediğim bir videoyu da paylaşmak istiyorum. Sharon'ın Night of the Proms'daki performansı. Çok güzel bir karışım ve süper bir gösteri! Youtube'da daha iyi bir kaydı var mı iyi kontrol etmedim ama bu da gayet iyi bir kayıt. Öneririm. (Bu arada, oha.)

Ojelerimi çıkarıp, çayımı bitirip yatmaya hazırlanmam lazım artık. Pai!

30 Ekim 2010 Cumartesi

Hedef

DRAGON AGE ULTIMATE EDITION:


How you doin'?

29 Ekim 2010 Cuma

Büyücünün İlk Kuralı

Büyücünün İlk Kuralı benim gibi üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilerde gücünü gösteriyor. Çalışmaktan beyni durmaya başlayan öğrencilerde özellikle.

"İnsanlar aptaldır. Herhangi bir şeye ya gerçek olmasını istedikleri için ya da gerçek olmasından korktukları için inanabilirler."

Çalışırken kaç kere "Kazanırım, kazanırım," diye düşünüp kendime fazla güveniyorum? Yine çalışırken kaç kere "Hayır, kazanamam, imkânsız," diye düşünüp moralimi mahvediyorum?

Bu arada Büyücünün İkinci Kuralı da benim durumumda ailem için geçerli oluyor. Eminim bir sürü kişinin de bu sorunu vardır. (Öykü, sende de var, biliyorum.)

"En korkunç zararlar, en iyi niyetlerden de doğabilir."

Ne zaman çalışmaya gidecek olsam ve tam o anda ailemden biri "Çalışsana biraz," dese tüm çalışma isteğim sönüyor. Çoğu zaman buna karşı gelemiyorum ve çalışmadığım 1-2 saat daha geçiyor.

Bildiğim diğer kurallara da geçebilirim kolaylıkla ama geçmemeye karar verdim. Kitapları okuyarak öğrenmek en iyisi tüm kuralları.

[Yumuşak geçiş;]

Doğruluk Kılıcı Dizisinin ilk altı kitabını bitirdim. Şu ana kadar çıkmış, geriye kalan tüm kitapları da sipariş ettim. Amazon'un gerizekalılığı yüzünden ne zaman elime geçeceklerini bilemiyorum ama en erken bir hafta içinde gelir diye düşünüyorum. En geç iki hafta olmasını umut ediyorum. Şu anda hiçbir kitap tam ilgimi çekemedi. (Şu an ümit verici bir kitap var yanımda, ama birkaç sayfa daha okumam lazım emin olmak için.)

İlk iki kitabı birer haftada okumuştum. Diğerlerinde yavaş yavaş süre düştü. Son kitabı üç günde bitirdim.

Kitaplar şu ana kadar biraz tekrarcı olsa da bence iyi bir yönde öyleler. İlk dört kitabın sonları inanılmaz mutlu sonlardı ve beni çok mutlu ediyordu. Bir sonraki kitapların başında da her şey daha ikinci veya üçüncü bölümde boka sarıyordu. Heyecanlı, ilgi çekici ve duygulu bir akışı vardı.

Biraz fazla iyi gittiğinden işlerin iyice mahvolacağını anlamalıydım.

İlk dört kitapta gülme krizlerine girdim, toplum içinde ağlama krizlerine girme tehlikesinden geçtim, etrafımı tamamen gözardı ettiğim anlar oldu. Hiçbiri beni durduracak şeyler değildi. Beni delirten şeyler değildi.

[Ara: Öykü, senin bu kitapları denetimsiz okumaman lazım bu arada. Senin okurken ne hallere gireceğini rahatça tahmin edebiliyorum. Sakın bir arkadaş her an yanında olamayacakken okuma, cidden.]

Beşinci kitapta beni delirten şeylere geldik. Okurken beni sinirden titreten, bir şeyleri parçalama istekleri uyandırtan şeylerin denizine girdik.

Ama kitabı bırakmadım; bu yüzden Terry Goodkind şu ana kadar benim için sadece Raymond Feist'in yapabildiği şeyi yapmış oldu. İşler ne kadar bok olmuşsa olsun, deli gibi sevdiğim karakterlere inanılmaz zararlar gelirse gelsin, baş karakterlerin hiç farkında olmadıkları bir şey yüzünden tuzağa düşeceklerinin ne kadar farkında olursam olayım, kitabı bırakmadım.

Bu durumlarda kitabı bırakmam, hastalık derecesindeydi. Stephen King'in Kara Kule Dizisi'nden Büyücü ve Cam Küre kitabı yüzünden başlamıştı. O kitap tüm bu saydığım iğrenç durumlardan oluşan, 700 küsür sayfalık bir illetti. Beş dakika okuduktan sonra işin gidişatına sinirlenip elimden bırakırdım. 2-3 saat geçtikten sonra en fazla 20 sayfa bitirmiş olurdum. O kitaptan sonra herhangi bir kitapta böyle durumlar olduğunda yine dayanamayıp elimden bırakmaya alıştım. Sonunda bırakmadan edemez oldum. Bunu yapmamamı sağlayan tek yazar şu ana kadar Feist'ti. Özellikle İmparatorluk Üçlemesi gibi bir dizide bunun olmaması mucize gibiydi.

Ve şimdi Terry Goodkind da bu mucizeyi gerçekleştirmeyi başardı. Teşekkürlerimi sunarım.

Şimdilik daha fazla yazmak istemiyorum.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Geldim, Geldim, Geldim!

Midlands'dan ancak dönebildim, üzgünüm.

İnternete bağlı bir journey book'um olmadığı için benden geniş kapsamlı bir haber alamadınız.

1 ay sonra

Bu arada, dizide journey book'un sadece Darken Rahl ve adamları tarafından kullanılıp mürekkep olarak sadece kanın kullanılabilmesi, kitaptaki versiyonuna kıyasla komedi. Kitapta Sisters of the Light tarafından, saraydan uzak görevlere çıkıldığında, normal (!) mürekkeple kullanılıyor. True story.

Okul başladı, programım bok oldu. Gece -akşam!- 10'dan önce yatmazsam 3 gün boyunca uykumu alamıyorum. Okuldan eve 2'de falan geliyorum. Dersanede 3-5 dersi varsa can kurban ama 5-7 dersleri olduğunda hayatım bok oluyor. Hem 2 buçuk 4 buçuk arası test çöz, hem 5-7 dersaneye git test çöz, hem zaten hoşuna gitmediğin yemek yeme faslını inanılmaz hızla bitirmeye çalış ve en sonunda ödül olarak 8-10 arası biraz daha test çöz. Akıl sağlığı zaten camdan fırlatıldı. Yazın kazandığım tüm şevki okul 1 haftada kaybettirdi.

Programı geçen haftanın ortalarında biraz oturtabildim. Üzerimden biraz yük atmanın en iyisi olduğunda karar kılıp evde 4 saat yerine 3 saat tutturmaya karar verdim. Aklımda bir plân çıkardım. (Yazıya dökülmüş plânlar çok yargılayıcı oluyorlar.) Geçen Cumartesi bir öğretmenin duygulu konuşmasıyla şevkimi geri kazandım.

Pazar günü: Nezle. Boğaz ağrısı. Baş ağrısı. Mide bulantısı.

Pazar, Pazartesi ve Salı: Dersane veya okul yok. (Dersanenin okuldan önce yazılması.) Neşe buldurucu Trigonometri testlerinde 2 soru yapmak, sonra burnun yer çekimi nedeniyle akması.

Eğlence.

Bugün iyiyim. Cumartesi akşamı hasta olma eşiğinde olduğumu anladığım için annem eczaneye gidip ilaçları önceden aldı. Bu sayede normalde 1 hafta sürmesi gereken nezlem ve boğaz ağrım 3 günde sona erdi. (Teşekkürler Anne!)

Şevkim tamamen sönmedi. Programı yine oturtmaya bakacağım. Neyse...

Şu 1 ayın ilk iki haftası Açlık Oyunları serisiyle geçti. Diğer iki haftası Midlands'da geçti. İki haftada 4 kitabını okumuş olmam burda önemli. Üçüncü kitap olan Blood of the Fold'u 3 günde okumuş olmam da önemli. (Ki kitabı tek cümlede özetlemem gerekirse: Tüm karakterler yanlış zamanda yanlış yerde... Evet, eksiltili cümle hatta.) Şu an beşinci kitabın başındayım.

Şu an saat geç olduğundan ve bu kitaplar üzerine uzun uzun yazmak istediğimden gidiyorum.

İyi geceler -akşamlar- ! Pai.

17 Eylül 2010 Cuma

Güzel (?) Başlangıç

Sabah altı buçukta, beş buçuk saatlik bir uykuyla gayet rahat kalkmayı başardım. Yediye kadar kendimi hazırladım, karın ağrısı çekerken kolay olmayan bir iş. Amacım en geç 13'e kadar yapmayı plânladığım tüm ödevleri bitirmekti. Kendimden beklemediğim harika bir performansla bütün bunları 12'de başardım! Bir saat kadar kahvaltıyla 10-15 dakikalık birkaç arayı bu beş saatin içine serpiştirince ödev başında olduğum süre üç saat kadar oluyor. Yılın başında çok iyi bence. (Kendime güven verme ihtiyacı hissettim de.)
Çok alakasız bir not olacak ama Numbers severek izlediğim dizilerden biridir ve iki gün önce izlediğim bir bölümünde süper bir bilgi vardı: Evren ahududulu ve şarap kokuyor! Tam olarak evren değil ama Samanyolu.
Bilim adamları Samanyolu'nda amino asit ararken etil sülfat bulmuşlar. Etil sülfat da ahududuya tat ve roma kokusunu veren şey!

Bana ilginç geldi işte, n'aparsınız.

Bir hafta içinde Amazon.co.uk'tan sipariş ettiklerimin gelmesini bekliyorum. At the Edge of Time (Bir albüm bu kadar mükemmel olur!) ve What Lies Beneath'in yanında Terry Goodkind'ın "Sword of Truth" serisinin bir sürü kitabı gelecek. İşin doğrusu çok sabırsızlanıyorum o kitaplara başlamak için. Legend of the Seeker dizisini izliyorum ve dünyası çok ilgimi çekti... Özellikle kitaptaki Mord-Sith'leri merak ediyorum. Diziyi heyecanla izlemeye devam ediyorum. (Sadece iki sezon devam etmiş, ben ikinci sezonun başlarındayım. :( Bu kadar kısa sürmesi üzücü.) Kitaplardan çok değiştirdiklerini tahmin etmek için öyle özel bir zekaya gerek yok tabii ama merak ediyorum. Genelde kitaplar dizi uyarlamalarından kat kat daha güzel olur sonuçta! (Hoş, bazen de dizi uyarlamalarında olay örgüsü değiştirilip daha basite indirgense de, karakterlere daha fazla derinlik katılabilir! True Blood için bunu söyleyebilirim kolaylıkla. Bill dışında tüm dizi karakterleri kitaptaki hallerinden daha ilginç olmuş, dizide olup kitaplarda olmayan karakterler de çok iyi. Kitaptaki Bill'in dizi!Bill'den daha iyi olmasının nedeni, dizi!Bill'in daha pasif olması.)

Bu arada True Blood'ın da üçüncü sezonu geçen hafta Amerika'da bittiği için en fazla bir ay sonra Türkiye'de başlayacağını tahmin ediyorum ve onun için de çok sabırsızlanıyorum! Yeni sezon da deli güzel olmuşa benziyor. Umarım yanlışlıkla neler olduğunu söyleyen şeyler okumam!

Aynı şey Açlık Oyunları için de geçerli. Şu anda Trudi Canavan'ın Büyücünün Çırağı'nı okuyorum, ilerledim ama daha çok var bitmesine. (Biraz yavaş başladı ama olmasından korktuğum sinir durumları oluşturmamasından dolayı yazarı takdir ediyorum!) O bittikten sonra Açlık Oyunları'na başlayacağım. Eğer bilmiyorsanız söyleyeyim: Kısa bir süre önce Açlık Oyunları'nın ilk kitabı olduğu üçlemenin son kitabı çıktı ve serinin hayranlarının çoğu bu zamana kadar bitirdi. Bazı tanıdıklarım da var bu insanlar arasında. İnternet de sağolsun, az tanıdıklarımın bile düşüncelerine maruz kalabiliyorum. Herhangi bir kişinin fark etmeden kritik bir şeyi söylemesinden korkuyorum. Görme ihtimalim büyük sonuçta... Neyse, kötü düşünerek bir yere varamayacağım sonuçta.
Söyleyeceğim bir şey kalmadı sanırım. Şimdi hiçbir şey aklıma gelmiyor. O zaman bu şiiri beğenirsiniz umarım!

GECENİN SAAT BİRİ
Masanın örtüsü mavi basma,
üstünde yalansız, güler yüzlü, cesur
kitaplarımız durur.

Esirlikten dönmüşüm anacığım; kendi
memleketimde düşman kalesinde.

Gecenin saat biri; lambayı söndürmedik.
Yanımda karım yatar; karım beş aylık
gebeliğinde;

etim etine değende, elimi karnına
koyanda bebek kıpır kıpır kıpırdar.

Dalda yaprak, suda balık, rahimde insan
yavrusu; yavrum.

Yavrumun pembe yünden zıbını; anası
ördü.

Bedeni benim karışımla bir karış,
kolları şu kadar.

Yavrum, kız olursa tepeden tırnağa
anasına benzesin istiyorum,

oğlan olursa boyu posu bana.
Kız olursa ela ela baksın, oğlan olursa
maviş maviş.

Yavrum, yavrum öldürülmesin istiyorum
yirmi yaşında;

oğlan olursa cephelerde, kız olursa
sığınaklarda gece yarıları.

Yavrum, kız olsun oğlan olsun kaç;
yaşında olursa olsun,

yavrum düşmesin istiyorum hapislere
güzelden, haklıdan, barıştan yana diye.

Fakat malum, kızım yahut oğlum
gecikirse suların ışıması dövüşeceksin ve hatta…

Yani haylice müşkül zanaatmış bizde
bugün babalık zanaatı da…


Gecenin saat biri, lambayı
söndürmedik.

Belki yarım saat sonra, belki sabaha
karşı gene basılabilir evim.

Beni alıp götürüler kitaplarımızla
beraber; yanımda birinci şubeninkiler.

Dönüp bakarım, durur kapıda karım
eşiğin üzerinde, uçar entarisi sabah rüzgarında,

yüklü ağır karnında; bebek kıpır kıpır
kıpırdar.

Nâzım Hikmet

14 Eylül 2010 Salı

Sabahın Körü

Alp'le Rise of Nations oynayamadık. :( Yine benim bilgisayarım, nedense, bağlanamadı! Daha önce Neverwinter Nights 2 için denediğimizde de aynı şey olmuştu... ama farklı bir bilgisayarda. Ya ben inanılmaz beceriksizim ve aptal bir şeyi gözden kaçırıyorum ya da kaderimde yok. Aynı şey Dragon Age Origins'in "dlc"lerinde de oluyor. O "dlc"leri oynayamadığım için o kadar üzlüyorum ki... Neyse, bir yıl kadar hiç önemi yok bunun. İstesem de şansım yok.

Saat beşten altıya kadar uğraştık, yapamadık. Ben de altıda uyanık olmanın tek "olumlu" yönünü kullanarak test çözdüm. Daha sonra yine birkaç saat çalışacağım tabii ama en azından bir kısmı bitmiş oldu. Hâlâ biraz uykum olmasa mutlu sayılabilirdim.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Dersane

Artık dersane gerçekten başladı. Ağustos'un 1'inden beri gidiyorum dersaneye, evet; ama geçen hafta neredeyse tamamen boştum bayram tatili sağolsun.

Tatilim kalmadı doğru düzgün. Ödevler de bir anda birikti. (İki saat içinde!) Bu hafta biraz özgür olabileceğim çünkü okul gelecek hafta başlıyor.

Sabahçıyım. Saat yedi buçukta ders başlayacak. Okula saatinde varabilmek için herhalde altıdan geç kalkmamam gerekecek. Yani beş buçukta kalkmalıyım. Erken bitmesinin bir önemi yok, ne de olsa dersanem var. Neyse ki 3-5 arası olacak dersanem. Eve normal bir saatte gelip birkaç saat çalışıp yine biraz internete girebilirim. Umarım.

Kendime bu kadar yüklenmemem gerektiğini biliyorum ama yüklenmemek de çok zor. Her şeyi ilk seferde mükemmel yapmazsam tüm dünya üzerime yıkılacakmış gibi hissediyorum. Bunun genelde ailemin fazla güzel olan üniversite geçmişi olduğunu düşünüyordum ama sanırım değilmiş. Yakın bir zamanda öğrendiğim kadarıyla: Ayşen teyzem üniversiteden önce dört yıl ara vermiş. Babam ilk ODTÜ'ye girmiş, bir sene orada okumuş, sonra sınava tekrar girip Boğaziçi'ni kazanıp oraya gitmiş. (Annem hâlâ fazla mükemmel: Galatasaray Lisesi'ni kazanıp yine de Robert Lisesi'ne yedekten girmeyi başarınca orayı tercih etmek. Ondan sonra da direk Boğaziçi.) Halam da üniversiteden önce 2-3 yıl ara vermiş. Yine de bunları öğrendikten sonra içimdeki sıkıntı gitmiyor. Belki fazla çalışmaktan delilik eşiğine vardıktan sonra, normal bir hayat yaşama arzusu o sıkıntıyı bastırır da beni rahatlatır...





Bö, bö, sigara. Alp.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Haksızlık


Bir makine, bir yazılım, bir insan, her neyse; hiçbir şey bunu bir insana yapmamalı. Gerçekten...







Olmaz sadece! Olmamalı!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Blogger Sorunları

10 Şubat tarihinden beri yazamamış olmamın nedeni başlıkta zaten.

Hâlâ ne olduğunu anlayamadım. Arada bir böyle anlık geliyor Blogger. Şimdi bir sürü şey yaptım, bakalım işe yarayacak mı...

O bir sürü şey: Hosts dosyası düzenledim. IP değiştirdim. DNS'lerimi temizledim. "Çerezler"i temizledim.

Gına geldi, gına.

Neyse... Bakalım ne kadar süre işe yarayacak.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü - IX. Seçmeme Özgürlüğü

Taraf seçmek, insanı gelişmekten,
deneyim yapmaktan, iletişim kurmaktan alıkoyar. Taraf seçmekle, içine hevesle
kendimizi hapsettiğimiz gettolar kurmuş oluruz. Öteki, yanlış taraftadır. O,
bizlerden biri gibi değildir. Biz üstünüz. Onlar bizden aşağı düzeyde. Bizim
tarafla ilgili her şeyi ezbere biliriz. İnançlarımızı, görüşlerimizi,
erdemlerimizi, gece gündüz, değişmeyen bir nakarat gibi yineleriz. Şüphe,
moralimizi bozar. Takım ruhuna ters düşer. Herhangi bir kuşku, bir yere ait olma
durumumuzu sorgular ve bizi kaybolmuşluğa doğru götürür. Seçmek, bir yere ait
olmak demektir. Ait olmakla da dostluklar kazanırız. Aksi halde toplum dışına
itilmiş oluruz.


Ama seçmek ve ait olmakla da, kendimizi incelemek
ve bir perspektif sahibi olmaktan yoksun bırakılmış oluruz. Ait olmak yüzünden,
kendi portremizi yapma yeteneğimizi yitiririz. Seçtiklerimize kendimizi öyle
kaptırırız ki, "ben" ile seçilen şey de giderek birbirine dolanır. Seçilen obje
ya da tarafla özdeşleşme, o nesne ya da tarafın algılanışını değiştirir. Her
seçim, insanın kendisine ilişkin algılamasını değiştirdiği gibi, objeye ilişkin
algılamasını da değiştirir.