1 Aralık 2010 Çarşamba
Kısaca
13 Kasım 2010 Cumartesi
12 Kasım 2010 Cuma
Gelişme
4 Kasım 2010 Perşembe
Heyecan


:)
xD
31 Ekim 2010 Pazar
What have you done, what have you done...
Tabii "yeni albüm eşiği"nde hemen o grubun deliliğine girmek gerekiyor. Şu an garip The Heart of Everything döneminden olan çoğu şarkıyla beraber ne hikmetse "It's the Fear" dinleyerek geçiriyorum zamanımı. Bir de THoE döneminden en çok taktığım şarkı yine ne hikmetse "The Last Time" ki kendileri Within Temptation en kötü şarkılarından biridir. Hoş sadece demo olduğu için hoş görülebilir ama diğer şarkıların demoları bile bundan daha iyi... Özellikle baterisi çok sinirime gidiyor. Ancak en kötü tarafı şarkının özünde çok eşlik edilesi olması. Potansiyeli çok fazla. Şu ana kadar hiç böyle bir şey yapmadıklarını biliyorum ama keşke The Last Time'ı (ve Destroyed'u - Demo hali bile güzel ama...) bir ziyaret etseler. Yeni albümün çıkış single'ında bir B-Side olabilir mesela? ...Hayal etmenin kimseye zararı yok. (Belki benim akıl sağlığıma.)
Bu arada dün izlediğim bir videoyu da paylaşmak istiyorum. Sharon'ın Night of the Proms'daki performansı. Çok güzel bir karışım ve süper bir gösteri! Youtube'da daha iyi bir kaydı var mı iyi kontrol etmedim ama bu da gayet iyi bir kayıt. Öneririm. (Bu arada, oha.)
30 Ekim 2010 Cumartesi
29 Ekim 2010 Cuma
Büyücünün İlk Kuralı
"İnsanlar aptaldır. Herhangi bir şeye ya gerçek olmasını istedikleri için ya da gerçek olmasından korktukları için inanabilirler."
Çalışırken kaç kere "Kazanırım, kazanırım," diye düşünüp kendime fazla güveniyorum? Yine çalışırken kaç kere "Hayır, kazanamam, imkânsız," diye düşünüp moralimi mahvediyorum?
Bu arada Büyücünün İkinci Kuralı da benim durumumda ailem için geçerli oluyor. Eminim bir sürü kişinin de bu sorunu vardır. (Öykü, sende de var, biliyorum.)
"En korkunç zararlar, en iyi niyetlerden de doğabilir."
Ne zaman çalışmaya gidecek olsam ve tam o anda ailemden biri "Çalışsana biraz," dese tüm çalışma isteğim sönüyor. Çoğu zaman buna karşı gelemiyorum ve çalışmadığım 1-2 saat daha geçiyor.
Bildiğim diğer kurallara da geçebilirim kolaylıkla ama geçmemeye karar verdim. Kitapları okuyarak öğrenmek en iyisi tüm kuralları.
[Yumuşak geçiş;]
Doğruluk Kılıcı Dizisinin ilk altı kitabını bitirdim. Şu ana kadar çıkmış, geriye kalan tüm kitapları da sipariş ettim. Amazon'un gerizekalılığı yüzünden ne zaman elime geçeceklerini bilemiyorum ama en erken bir hafta içinde gelir diye düşünüyorum. En geç iki hafta olmasını umut ediyorum. Şu anda hiçbir kitap tam ilgimi çekemedi. (Şu an ümit verici bir kitap var yanımda, ama birkaç sayfa daha okumam lazım emin olmak için.)
İlk iki kitabı birer haftada okumuştum. Diğerlerinde yavaş yavaş süre düştü. Son kitabı üç günde bitirdim.
Kitaplar şu ana kadar biraz tekrarcı olsa da bence iyi bir yönde öyleler. İlk dört kitabın sonları inanılmaz mutlu sonlardı ve beni çok mutlu ediyordu. Bir sonraki kitapların başında da her şey daha ikinci veya üçüncü bölümde boka sarıyordu. Heyecanlı, ilgi çekici ve duygulu bir akışı vardı.
Biraz fazla iyi gittiğinden işlerin iyice mahvolacağını anlamalıydım.
İlk dört kitapta gülme krizlerine girdim, toplum içinde ağlama krizlerine girme tehlikesinden geçtim, etrafımı tamamen gözardı ettiğim anlar oldu. Hiçbiri beni durduracak şeyler değildi. Beni delirten şeyler değildi.
[Ara: Öykü, senin bu kitapları denetimsiz okumaman lazım bu arada. Senin okurken ne hallere gireceğini rahatça tahmin edebiliyorum. Sakın bir arkadaş her an yanında olamayacakken okuma, cidden.]
Beşinci kitapta beni delirten şeylere geldik. Okurken beni sinirden titreten, bir şeyleri parçalama istekleri uyandırtan şeylerin denizine girdik.
Ama kitabı bırakmadım; bu yüzden Terry Goodkind şu ana kadar benim için sadece Raymond Feist'in yapabildiği şeyi yapmış oldu. İşler ne kadar bok olmuşsa olsun, deli gibi sevdiğim karakterlere inanılmaz zararlar gelirse gelsin, baş karakterlerin hiç farkında olmadıkları bir şey yüzünden tuzağa düşeceklerinin ne kadar farkında olursam olayım, kitabı bırakmadım.
Bu durumlarda kitabı bırakmam, hastalık derecesindeydi. Stephen King'in Kara Kule Dizisi'nden Büyücü ve Cam Küre kitabı yüzünden başlamıştı. O kitap tüm bu saydığım iğrenç durumlardan oluşan, 700 küsür sayfalık bir illetti. Beş dakika okuduktan sonra işin gidişatına sinirlenip elimden bırakırdım. 2-3 saat geçtikten sonra en fazla 20 sayfa bitirmiş olurdum. O kitaptan sonra herhangi bir kitapta böyle durumlar olduğunda yine dayanamayıp elimden bırakmaya alıştım. Sonunda bırakmadan edemez oldum. Bunu yapmamamı sağlayan tek yazar şu ana kadar Feist'ti. Özellikle İmparatorluk Üçlemesi gibi bir dizide bunun olmaması mucize gibiydi.
Ve şimdi Terry Goodkind da bu mucizeyi gerçekleştirmeyi başardı. Teşekkürlerimi sunarım.
Şimdilik daha fazla yazmak istemiyorum.
20 Ekim 2010 Çarşamba
Geldim, Geldim, Geldim!
İnternete bağlı bir journey book'um olmadığı için benden geniş kapsamlı bir haber alamadınız.
1 ay sonra
Bu arada, dizide journey book'un sadece Darken Rahl ve adamları tarafından kullanılıp mürekkep olarak sadece kanın kullanılabilmesi, kitaptaki versiyonuna kıyasla komedi. Kitapta Sisters of the Light tarafından, saraydan uzak görevlere çıkıldığında, normal (!) mürekkeple kullanılıyor. True story.
Okul başladı, programım bok oldu. Gece -akşam!- 10'dan önce yatmazsam 3 gün boyunca uykumu alamıyorum. Okuldan eve 2'de falan geliyorum. Dersanede 3-5 dersi varsa can kurban ama 5-7 dersleri olduğunda hayatım bok oluyor. Hem 2 buçuk 4 buçuk arası test çöz, hem 5-7 dersaneye git test çöz, hem zaten hoşuna gitmediğin yemek yeme faslını inanılmaz hızla bitirmeye çalış ve en sonunda ödül olarak 8-10 arası biraz daha test çöz. Akıl sağlığı zaten camdan fırlatıldı. Yazın kazandığım tüm şevki okul 1 haftada kaybettirdi.
Programı geçen haftanın ortalarında biraz oturtabildim. Üzerimden biraz yük atmanın en iyisi olduğunda karar kılıp evde 4 saat yerine 3 saat tutturmaya karar verdim. Aklımda bir plân çıkardım. (Yazıya dökülmüş plânlar çok yargılayıcı oluyorlar.) Geçen Cumartesi bir öğretmenin duygulu konuşmasıyla şevkimi geri kazandım.
Pazar günü: Nezle. Boğaz ağrısı. Baş ağrısı. Mide bulantısı.
Pazar, Pazartesi ve Salı: Dersane veya okul yok. (Dersanenin okuldan önce yazılması.) Neşe buldurucu Trigonometri testlerinde 2 soru yapmak, sonra burnun yer çekimi nedeniyle akması.
Eğlence.
Bugün iyiyim. Cumartesi akşamı hasta olma eşiğinde olduğumu anladığım için annem eczaneye gidip ilaçları önceden aldı. Bu sayede normalde 1 hafta sürmesi gereken nezlem ve boğaz ağrım 3 günde sona erdi. (Teşekkürler Anne!)
Şevkim tamamen sönmedi. Programı yine oturtmaya bakacağım. Neyse...
Şu 1 ayın ilk iki haftası Açlık Oyunları serisiyle geçti. Diğer iki haftası Midlands'da geçti. İki haftada 4 kitabını okumuş olmam burda önemli. Üçüncü kitap olan Blood of the Fold'u 3 günde okumuş olmam da önemli. (Ki kitabı tek cümlede özetlemem gerekirse: Tüm karakterler yanlış zamanda yanlış yerde... Evet, eksiltili cümle hatta.) Şu an beşinci kitabın başındayım.
Şu an saat geç olduğundan ve bu kitaplar üzerine uzun uzun yazmak istediğimden gidiyorum.
İyi geceler -akşamlar- ! Pai.
17 Eylül 2010 Cuma
Güzel (?) Başlangıç
GECENİN SAAT BİRİ
Masanın örtüsü mavi basma,
üstünde yalansız, güler yüzlü, cesur
kitaplarımız durur.
Esirlikten dönmüşüm anacığım; kendi
memleketimde düşman kalesinde.
Gecenin saat biri; lambayı söndürmedik.
Yanımda karım yatar; karım beş aylık
gebeliğinde;
etim etine değende, elimi karnına
koyanda bebek kıpır kıpır kıpırdar.
Dalda yaprak, suda balık, rahimde insan
yavrusu; yavrum.
Yavrumun pembe yünden zıbını; anası
ördü.
Bedeni benim karışımla bir karış,
kolları şu kadar.
Yavrum, kız olursa tepeden tırnağa
anasına benzesin istiyorum,
oğlan olursa boyu posu bana.
Kız olursa ela ela baksın, oğlan olursa
maviş maviş.
Yavrum, yavrum öldürülmesin istiyorum
yirmi yaşında;
oğlan olursa cephelerde, kız olursa
sığınaklarda gece yarıları.
Yavrum, kız olsun oğlan olsun kaç;
yaşında olursa olsun,
yavrum düşmesin istiyorum hapislere
güzelden, haklıdan, barıştan yana diye.
Fakat malum, kızım yahut oğlum
gecikirse suların ışıması dövüşeceksin ve hatta…
Yani haylice müşkül zanaatmış bizde
bugün babalık zanaatı da…
Gecenin saat biri, lambayı
söndürmedik.
Belki yarım saat sonra, belki sabaha
karşı gene basılabilir evim.
Beni alıp götürüler kitaplarımızla
beraber; yanımda birinci şubeninkiler.
Dönüp bakarım, durur kapıda karım
eşiğin üzerinde, uçar entarisi sabah rüzgarında,
yüklü ağır karnında; bebek kıpır kıpır
kıpırdar.Nâzım Hikmet
14 Eylül 2010 Salı
Sabahın Körü
Saat beşten altıya kadar uğraştık, yapamadık. Ben de altıda uyanık olmanın tek "olumlu" yönünü kullanarak test çözdüm. Daha sonra yine birkaç saat çalışacağım tabii ama en azından bir kısmı bitmiş oldu. Hâlâ biraz uykum olmasa mutlu sayılabilirdim.
13 Eylül 2010 Pazartesi
Dersane
Tatilim kalmadı doğru düzgün. Ödevler de bir anda birikti. (İki saat içinde!) Bu hafta biraz özgür olabileceğim çünkü okul gelecek hafta başlıyor.
Sabahçıyım. Saat yedi buçukta ders başlayacak. Okula saatinde varabilmek için herhalde altıdan geç kalkmamam gerekecek. Yani beş buçukta kalkmalıyım. Erken bitmesinin bir önemi yok, ne de olsa dersanem var. Neyse ki 3-5 arası olacak dersanem. Eve normal bir saatte gelip birkaç saat çalışıp yine biraz internete girebilirim. Umarım.
Kendime bu kadar yüklenmemem gerektiğini biliyorum ama yüklenmemek de çok zor. Her şeyi ilk seferde mükemmel yapmazsam tüm dünya üzerime yıkılacakmış gibi hissediyorum. Bunun genelde ailemin fazla güzel olan üniversite geçmişi olduğunu düşünüyordum ama sanırım değilmiş. Yakın bir zamanda öğrendiğim kadarıyla: Ayşen teyzem üniversiteden önce dört yıl ara vermiş. Babam ilk ODTÜ'ye girmiş, bir sene orada okumuş, sonra sınava tekrar girip Boğaziçi'ni kazanıp oraya gitmiş. (Annem hâlâ fazla mükemmel: Galatasaray Lisesi'ni kazanıp yine de Robert Lisesi'ne yedekten girmeyi başarınca orayı tercih etmek. Ondan sonra da direk Boğaziçi.) Halam da üniversiteden önce 2-3 yıl ara vermiş. Yine de bunları öğrendikten sonra içimdeki sıkıntı gitmiyor. Belki fazla çalışmaktan delilik eşiğine vardıktan sonra, normal bir hayat yaşama arzusu o sıkıntıyı bastırır da beni rahatlatır...
Bö, bö, sigara. Alp.
8 Eylül 2010 Çarşamba
Haksızlık
6 Eylül 2010 Pazartesi
Blogger Sorunları
Hâlâ ne olduğunu anlayamadım. Arada bir böyle anlık geliyor Blogger. Şimdi bir sürü şey yaptım, bakalım işe yarayacak mı...
O bir sürü şey: Hosts dosyası düzenledim. IP değiştirdim. DNS'lerimi temizledim. "Çerezler"i temizledim.
Gına geldi, gına.
Neyse... Bakalım ne kadar süre işe yarayacak.
10 Şubat 2010 Çarşamba
Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü - IX. Seçmeme Özgürlüğü
Taraf seçmek, insanı gelişmekten,
deneyim yapmaktan, iletişim kurmaktan alıkoyar. Taraf seçmekle, içine hevesle
kendimizi hapsettiğimiz gettolar kurmuş oluruz. Öteki, yanlış taraftadır. O,
bizlerden biri gibi değildir. Biz üstünüz. Onlar bizden aşağı düzeyde. Bizim
tarafla ilgili her şeyi ezbere biliriz. İnançlarımızı, görüşlerimizi,
erdemlerimizi, gece gündüz, değişmeyen bir nakarat gibi yineleriz. Şüphe,
moralimizi bozar. Takım ruhuna ters düşer. Herhangi bir kuşku, bir yere ait olma
durumumuzu sorgular ve bizi kaybolmuşluğa doğru götürür. Seçmek, bir yere ait
olmak demektir. Ait olmakla da dostluklar kazanırız. Aksi halde toplum dışına
itilmiş oluruz.
Ama seçmek ve ait olmakla da, kendimizi incelemek
ve bir perspektif sahibi olmaktan yoksun bırakılmış oluruz. Ait olmak yüzünden,
kendi portremizi yapma yeteneğimizi yitiririz. Seçtiklerimize kendimizi öyle
kaptırırız ki, "ben" ile seçilen şey de giderek birbirine dolanır. Seçilen obje
ya da tarafla özdeşleşme, o nesne ya da tarafın algılanışını değiştirir. Her
seçim, insanın kendisine ilişkin algılamasını değiştirdiği gibi, objeye ilişkin
algılamasını da değiştirir.



