Büyücünün İlk Kuralı benim gibi üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilerde gücünü gösteriyor. Çalışmaktan beyni durmaya başlayan öğrencilerde özellikle.
"İnsanlar aptaldır. Herhangi bir şeye ya gerçek olmasını istedikleri için ya da gerçek olmasından korktukları için inanabilirler."
Çalışırken kaç kere "Kazanırım, kazanırım," diye düşünüp kendime fazla güveniyorum? Yine çalışırken kaç kere "Hayır, kazanamam, imkânsız," diye düşünüp moralimi mahvediyorum?
Bu arada Büyücünün İkinci Kuralı da benim durumumda ailem için geçerli oluyor. Eminim bir sürü kişinin de bu sorunu vardır. (Öykü, sende de var, biliyorum.)
"En korkunç zararlar, en iyi niyetlerden de doğabilir."
Ne zaman çalışmaya gidecek olsam ve tam o anda ailemden biri "Çalışsana biraz," dese tüm çalışma isteğim sönüyor. Çoğu zaman buna karşı gelemiyorum ve çalışmadığım 1-2 saat daha geçiyor.
Bildiğim diğer kurallara da geçebilirim kolaylıkla ama geçmemeye karar verdim. Kitapları okuyarak öğrenmek en iyisi tüm kuralları.
[Yumuşak geçiş;]
Doğruluk Kılıcı Dizisinin ilk altı kitabını bitirdim. Şu ana kadar çıkmış, geriye kalan tüm kitapları da sipariş ettim. Amazon'un gerizekalılığı yüzünden ne zaman elime geçeceklerini bilemiyorum ama en erken bir hafta içinde gelir diye düşünüyorum. En geç iki hafta olmasını umut ediyorum. Şu anda hiçbir kitap tam ilgimi çekemedi. (Şu an ümit verici bir kitap var yanımda, ama birkaç sayfa daha okumam lazım emin olmak için.)
İlk iki kitabı birer haftada okumuştum. Diğerlerinde yavaş yavaş süre düştü. Son kitabı üç günde bitirdim.
Kitaplar şu ana kadar biraz tekrarcı olsa da bence iyi bir yönde öyleler. İlk dört kitabın sonları inanılmaz mutlu sonlardı ve beni çok mutlu ediyordu. Bir sonraki kitapların başında da her şey daha ikinci veya üçüncü bölümde boka sarıyordu. Heyecanlı, ilgi çekici ve duygulu bir akışı vardı.
Biraz fazla iyi gittiğinden işlerin iyice mahvolacağını anlamalıydım.
İlk dört kitapta gülme krizlerine girdim, toplum içinde ağlama krizlerine girme tehlikesinden geçtim, etrafımı tamamen gözardı ettiğim anlar oldu. Hiçbiri beni durduracak şeyler değildi. Beni delirten şeyler değildi.
[Ara: Öykü, senin bu kitapları denetimsiz okumaman lazım bu arada. Senin okurken ne hallere gireceğini rahatça tahmin edebiliyorum. Sakın bir arkadaş her an yanında olamayacakken okuma, cidden.]
Beşinci kitapta beni delirten şeylere geldik. Okurken beni sinirden titreten, bir şeyleri parçalama istekleri uyandırtan şeylerin denizine girdik.
Ama kitabı bırakmadım; bu yüzden Terry Goodkind şu ana kadar benim için sadece Raymond Feist'in yapabildiği şeyi yapmış oldu. İşler ne kadar bok olmuşsa olsun, deli gibi sevdiğim karakterlere inanılmaz zararlar gelirse gelsin, baş karakterlerin hiç farkında olmadıkları bir şey yüzünden tuzağa düşeceklerinin ne kadar farkında olursam olayım, kitabı bırakmadım.
Bu durumlarda kitabı bırakmam, hastalık derecesindeydi. Stephen King'in Kara Kule Dizisi'nden Büyücü ve Cam Küre kitabı yüzünden başlamıştı. O kitap tüm bu saydığım iğrenç durumlardan oluşan, 700 küsür sayfalık bir illetti. Beş dakika okuduktan sonra işin gidişatına sinirlenip elimden bırakırdım. 2-3 saat geçtikten sonra en fazla 20 sayfa bitirmiş olurdum. O kitaptan sonra herhangi bir kitapta böyle durumlar olduğunda yine dayanamayıp elimden bırakmaya alıştım. Sonunda bırakmadan edemez oldum. Bunu yapmamamı sağlayan tek yazar şu ana kadar Feist'ti. Özellikle İmparatorluk Üçlemesi gibi bir dizide bunun olmaması mucize gibiydi.
Ve şimdi Terry Goodkind da bu mucizeyi gerçekleştirmeyi başardı. Teşekkürlerimi sunarım.
Şimdilik daha fazla yazmak istemiyorum.
29 Ekim 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

4 yorum:
doğru yorum: tam terry goodkind'la seni kim tanıştırdı uleeeyn diye çemkirecektim ki taglendiğimi gördüm :D
Feist'le de sen tanıştırdın, tüm krediyi üstüne alabilirsin. xD
Aaa kendimi ancak gördüm. Hehehe... Evet bende de var. Ve Alp hâlâ hayatın kötülüklerini geçmek için uzun ve zorlu bir yolun var.
Gaza getirme Öykü, yeterince var kötülük başımda. xD
Yorum Gönder